Zelal Özgür Durmuş: “Evrimsel ilişki doğanın işleyiş ezgisidir”

Evrim Teorisi, yıllardan bu yana çokça tartışılan, kimilerinin köşe bucak kaçtığı, “tu kaka” ilan ettiği ancak biliminsanlarının azimle üzerinde çalıştığı ve öğretilmesi gerektiğini vurguladığı konulardan biri. Canlılar dünyasının gizemini, yazdığı kitaplarla çocuklara aktaran Zelal Özgür Durmuş, evrim olgusunun, sadece bilimsel teoriden ibaret olmadığını beliriyor ve “Evrimsel ilişki doğanın işleyiş ezgisidir,” diyor. Durmuş, insanın doğayla ve diğer türlerle biyolojik ilişkisini ve etkileşimini anlatan çocuk kitaplarının içerik bakımından doğru olduğunu belirtiyor ve anlatım dilinin önemine dikkat çekiyor. Durmuş ile çocuk kitaplarında evrimsel değişim ve bilimsel konuların nasıl ele alındığını konuştuk.

Evrim Teorisi, bugün birçok ülkede tartışmalı konulardan biri olsa da okullarda okutulmaya devam ediyor. Ancak 2017-2018 öğretim yılı içerisinde Türkiye’de Evrim Teorisi müfredattan kaldırıldı. Biyolojinin temeli sayılan bu konunun müfredatta yer almaması ne gibi sonuçlar doğurabilir?
En başta şunu belirteyim, Evrim Teorisi biliminsanları açısından tartışmalı değil ve öğretilmesi için dünya genelinde biliminsanlarının oldukça aktif çaba harcadığını görebiliyoruz. Bizde son sınıfta, Evrim Teorisi ve mekanizmaları bir ölçüde anlatılırken bunun müfredattan çıkarılması o ana kadar anlatılan biyolojik ilişkilerin bütünleştirilmesine, doğada görülen örüntünün bilimsel açıklamasının anlaşılmasına, öğrenilmesine büyük bir ket vurmakta. Mesela lise birinci sınıfta ve daha öncesinde, doğada milyonlarca tür olduğunu öğreniyorsunuz. Karınca türleri, kuş türleri, çamgillerin türleri, memelilerin alt dalları vb. Ama bunları alt alta yazıp sadece adlarını ezberliyorsunuz. Aralarındaki ilişkiyi öğrenmiyorsunuz. Ya da insanın kalbi vardır, dört odacıklıdır, özgün kas tipine sahiptir, içinden kan geçer vb… bunları öğreniyorsunuz, burada kalıyorsunuz. Kalp nasıl çalışır, diğer organlarla ilişkisi nasıldır, tarihi nedir öğrenmiyorsunuz. Yani doğal ilişkileri ve doğanın nasıl çalıştığını öğrenmemiş oluyorsunuz. Bu, biyoloji de değil bilim de değil. Çok net ki bu adım bilimsel değil, siyasi bir karar. Çünkü bilim dünyası bu konuda net. Çeşitli dernek, sendika ve eğitim fakültelerinin bu karara karşı açıklamaları bulunuyor. Üstelik biyoloji dersi içeriğine, evrim öğretimine dair on yıllara dayanan bir mücadele var. Müfredatın sorunları ve değişimi üzerine yürütülen araştırmalar, evrim anlattığı için sürülen öğretmenlerle dayanışma, okulların önüne elini kolunu sallayarak gelen Harun Yahya safsatasına karşı mücadele, Evrim Kuramı özelinde büyüyen cehalet ve kaynak sorunu için Türkçe içerik üretimi ve bunun yaygınlaşması için çeşitli çalışmalar var. Hiç araştırma sürecinden geçmemiş ama belli bir ideolojik filtre işlevi gören inanç, bu çalışmaları yok sayarak eğitim politikasını belirliyor. Bana kalırsa bu son adım, öğretmenlerin üzerinde baskı kurmanın resmi yolu. Toplum gözünde evrim teorisine şüphe ile yaklaşılmasına yol açan bir gösteri. Bilimsel çalışma yapan insanların otosansür uygulaması için gösterilen sopa. Sakıncalı kelimeler ve bilgiler var, kullanma demiş oluyor devlet. Ancak şunu da eklemeliyim: Öğretmenin de TÜBİTAK için dergi hazırlayanın da üniversitedeki araştırmacının da görece özerkliği bulunuyor. Mesleki ahlak, insani sorumluluk tüm bu müdahaleye rağmen doğru olanın yapılmasını gerektiriyor.

Çocuklar, canlılar dünyasındaki evrimsel değişimi ders kitaplarından olmasa da kendileri için kaleme alınan bilim kitapları ya da kurgusal kitaplar sayesinde hâlâ öğrenme şansına sahip. Evrim Teorisi’nin çocuklara aktarımında kitapların rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kitaplar, ansiklopediler, büyüsüne kapılan birisi için çok etkileyicidir. Hayaller kurarsınız, karşılıklı konuşmaya başlarsınız. Düş ve düşünce gücünüz çok gelişir. Ancak bu alanı tanıyabilmek için çocuklara yardımcı olmak gerekir. Okumaya, okuduğunu düşünmeye fırsat bırakmayan çok fazla uyaran var etrafta. Okumanın nasıl bir dünya açtığını çocukların fark edebilmesi için yetişkinlerin ısrarla onlara rehberlik etmesi gerekiyor. Öğretmenlerin de ailelerin de. Evrim Kuramı’nın ise kendi arasında konuşan kuş, köpekle ya da fareyi kovalayan kediyle öğrenilebileceğini düşünmüyorum. Gerçek biyolojik ilişkilerin, insanla diğer canlılar arası etkileşimin metne gömülü olmasını tercih ederim. Hâliyle her yazı edebi değildir. Seçici olunması gerekir.

Çocuk yayıncılığı her geçen gün daha da çeşitleniyor, renkleniyor. Evrim konusu da çocuk kitaplarında artık kendine çokça yer buluyor. Siz de bu konuda kitaplar yazmış biri olarak nitelik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz bu kitapları?
Çok kıymetli buluyorum. Bu bilim dışı akılsızlığa karşı insanlar mücadele etme arzusu duyuyor. Demek ki sadece baskıya boyun eğmiyoruz, ona karşı doğru bildiğimizi yüksek sesle söyleme gereği hissediyoruz. Bilimin sadece kişisel bir bilme faaliyeti olmadığını, toplumsal aydınlanmanın bir parçası olduğunu bu koşullarda daha kolay kavrıyoruz. Bu da ülke olarak kazancımız. Biçim, içerik açısından benim incelediklerim geniş bir yelpazede. Dikkat ettiğim noktalar en başta içerik doğruluğu; bu konuda bazı mimli yayınevleri dışında hassas davranıldığı açık. Sonra anlatım dili önemli. Özellikle kavramsal öğrenme dönemine gelmemiş çocuklar için kavram yüklü dil tercihini doğru bulmuyorum. Her şeyi doğrudan anlatmayı da pek yaratıcı bulmuyorum. Ben çocukların tamamlaması için anlatımda boşluklar bırakmayı tercih ederim. Kırıntıları takip edip kimi neden-sonuçlara okuyanın ulaşmasını sağlamak benim çekici bulduğum yol diyebilirim.

Tek tek her çocuk aslında bir minik filozof. Öyle içten ve öyle net sorular soruyorlar ki bazen ebeveynler, çocukların bu şaşırtıcı ve kimi zaman şok edici sorularını cevaplamakta yetersiz kalabiliyor. Hiç kuşkusuz çocukların sonu gelmeyen sorularına en iyi cevapları da yine edebiyat veriyor. Çocukları canlılığın kökenleri üzerine düşündürmek için sadece edebiyat eserleri yeterli mi sizce?
Edebiyat bir yol. İnsanın çevresiyle anlamlı ilişki kurması türlü biçimlerde olabilir tabii. Bu başlangıç Jules Verne okuyarak ya da bir kediyle ilgili hikâye dinleyerek olabilir. Aynı zamanda bir belgesel, bir çizgi film, bir müze gezisi veya bir doğa yürüyüşü çeşitli soruların ilhamı olabilir. Derin sulara doğru gitmeye, yaygın kanıların ötesine geçmeye sebep olabilir. Ancak sanırım sorun şu: Gerçekten temas edilen şeyi anlamaya çalışıyor muyuz? Kendin dışındaki şeylerle neredeyse sadece fonksiyonel ilişki kuruyorsan, bilgiye “iş ortamında işe yarar mı?” diye bakıyorsan temas ettiğin şey sana ilham vermez, soru sordurmaz. Tekil aileler farklı yaklaşıyor olabilir ama eğitim sistemi ve toplumsal hayatın neredeyse tamamı çocukları bu tornaya sokuyor. Kim, ne ölçüde bundan kaçınabilir, kişinin çabasına bağlı. Ben, insanı çevreleyen bu sistemi fark etmek için edebiyatın ötesinde bir şeylerin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Çocukların doğayı tanıması, doğayla iletişime geçmesi, doğada gözlem yapması, doğanın tarihiyle kendisi arasında bir bağ kurması, kendisinin de onun bir parçası olduğuna tanıklık etmesi çocuğa ve dolayısıyla doğaya neler katar?
Ben sistemin kutsal bir “biriciklik” algısı ürettiğini düşünüyorum. Kendimizin farkında olmak ve kendimizi önemsemek, tamam. Ancak “dünya senin etrafında dönüyor, yaşamana bak” yaklaşımını aşmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsan algısına başka türlerin varlığı, türler arası ilişkinin bilgisi girdiğinde yaşam anlam kazanabilir; yaşamın bütünlüğüne zarar vermemek, olumlu katkı yapmak gibi amaçlar edinilebilir. Yine zaman kavrayışı, kendi ömrümüzün ötesinde, geçmiş ve gelecek içeren bir akış olarak anlaşıldığında daha gelişkin ve korkusuz toplumsal ilişkiler kurulabileceğini düşünüyorum. Mesela bir çocuğa paranın yapay bir şey olduğunu düşündürmek kolaydır aslında. Mesela bir insanın her şeyi yapamayacağını anlamak ve hiç tanımadığınız insanların yaptığı şeylerin de müthiş haz verebileceğini fark etmek insanı geliştirir. Bunları çoğaltabilirsiniz.

Aslında evrim konusu sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde sakıncalı görülen bir konu. Örneğin, Almanya da bu ülkelerden biri ve burada öğrenciler, evrim konusuyla ilk kez sekizinci ve dokuzuncu sınıflarda tanışıyor. Çocuklar, fazlasıyla meraklı oldukları ilkokul yıllarında Evrim Teorisi’ni anlayamazlar mı sizce?
Ekoloji ve Evrim Derneği bu konuda iyi bir çalışma yaptı. Sitesinde incelenebilir. Dünyada Evrim Kuramı’nın öğretilmediği ikinci ülke Suudi Arabistan’dan sonra Türkiye oldu. Tekrar edelim; eğitim politikası duyguların, inançların hükmüyle değil, evrensel ve bilimsel olanla belirlenmeli. Zaten evrim olgusu, bilimsel teoriden ibaret değildir. Evrimsel ilişki doğanın işleyiş ezgisidir. Teorik soyutlamayı henüz algılamayacak olan yaştaki çocuklara anlatmak sonuç vermeyebilir. Bunun için 12-13 yaşına gelmek gerekiyor. Ama erken yaşta doğal ilişkileri gösterebilirsiniz, canlılardaki değişimi sezdirebilirsiniz, doğanın parçası olarak insan fikrini kavratabilirsiniz.

Türkiye’de çocuklar için bilim eğitimindeki güçlükler neler ve bu konudaki sorunlar nasıl aşılabilir sizce?
Sorgulama ve cevap arama temel yetisini eğitim sisteminin sağlamadığı görülüyor. Bu sadece devlet okulu ve müfredat ile ilgili değil, bu laboratuvar ya da robotik pazarlayan yerlerde de mevcut. Çocukların başarma çabasına ve hayal gücüne el koyan bir sistem var. Bu açıdan ben oldukça radikalim. Bu yapıya karşı ayak direyen her velinin her öğretmenin çabasını çok kıymetli buluyorum. Gündelik soruların basit aletlerle cevaplanabildiği, nitelikli sohbetlerle yeniliğin kapılarının açıldığı, okul dışına taşan, tüm çocukları kapsayan bir eğitim esas gereken. Şunu ekleyebilirim bunun toplumsal ölçekte olması için siyasi alanda da söz söylememiz gerektiğini düşünüyorum.

Mehmet Barış'la 'Oyun, Eğlence ve Matematik' üzerine

5 Haziran 2018