karkapani
STOKTA YOK
karkapani
STOKTA YOK

Kar Kapanı

“Kadehleri dolup boşaldı. Gece ilerledi. Paşa dalgındı. Askeri okula girdiği gün, kapıdan ilk adımını atışı, teğmenliği, kurmaylığı, generalliği bir bir gözünün önünden geçti. Ülkesi için canını vermeye hazır, Atatürk ilkelerine bağlı, iyi bir asker, iyi bir vatansever olmuş, hep dürüst bir yaşam sürmüştü. Atilla’ya “Dostum, rica ederim bir kez ‘Ah! Yaşam bu…’ demeden konuş, bunlar bu cesareti nereden aldı? Ben nerde yanlış yaptım?”

“Kadehleri dolup boşaldı. Gece ilerledi. Paşa dalgındı. Askeri okula girdiği gün, kapıdan ilk adımını atışı, teğmenliği, kurmaylığı, generalliği bir bir gözünün önünden geçti. Ülkesi için canını vermeye hazır, Atatürk ilkelerine bağlı, iyi bir asker, iyi bir vatansever olmuş, hep dürüst bir yaşam sürmüştü. Atilla’ya “Dostum, rica ederim bir kez ‘Ah! Yaşam bu…’ demeden konuş, bunlar bu cesareti nereden aldı? Ben nerde yanlış yaptım?”

Atilla, “Bu soruyu yalnız bana değil, kendinize de sormamalısınız. Kendinize haksızlık etmeyin. Sorumlunun siz olmadığını da biliyorum. Sorumlular soğuk savaş, ABD’nin yeşil kuşak projesi, Amerikancı, NATO’cu, darbeci generallerin marifetleri, tezek kokusuna dayanamayanlar, hastaların kimliklerine el koyanlar, miadı dolmuş ilaçları satanlar; ülkesine, halkına yabancılaşmış dımtısçılar,” diyemedi, “Ah! Yaşam bu…” da demedi. Kadehini kaldırdı…”

“Kar Kapanı”nda mahsur kalan yalnızca Anadolu’nun küçük bir kasabası değil… Tuğrul Bal romanında, on yıllardır kapana sıkışan koca bir ülkenin insanlarını anlatıyor.