Ekim Fırtınası ve Sonrası: Ekim Devrimi’nin İnsanları

1967 yılında ilk baskısı yapılan ve 1974 yılında “The October Storm and After, Stories and Reminiscences” adıyla İngilizce olarak basılan kitap, “Ekim Fırtınası ve Sonrası” adı ile Yazılama Yayınevi tarafından tekrar yayımlandı.

Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılı vesilesiyle art arda bu tarihsel atılım ile ilgili kitaplar yayımlayan yayınevi, bu eserle birlikte Ekim Devrimi’nin edebî dil ile anlatımı konusunda da katkı sunmuş oldu. Daha önce ülkemizde 1978 yılında Bilim Yayınları tarafından yayımlanan kitap, SSCB’de Marksist-Leninist eserleri İngilizceye kazandırmak için kurulmuş olan Progress Publishers tarafından 1974 yılında İngilizce olarak piyasaya sürülmüştü.

Kitap Lunaçarskiy’den John Reed’e, Şolohov’dan Gorkiy’ye kadar 18 Sovyet yazarın, Ekim Devrimi hakkında ve devrim sonrası Sovyet insanının yaşantısı ile ilgili ülkenin çeşitli bölgelerinde geçen öykülerinden oluşmakta. Kitaptaki öykülerin bir kısmı yazarların tanık oldukları olayları edebî bir dille aktarımları şeklindeyken; bir diğer kısmı da tamamen kurgusal öğelere dayanmakta. Ancak ortak noktaları Sovyet halkının topraklarına, ülkelerine bağlılıklarını ve Devrim’e olan inançlarının aşkınlığını aktarmalarıdır. Şimdilerde bazı bilgi kaynaklarından ulaşılabilen Sovyet Devleti armasının nasıl bulunduğu ile ilgili Vladimir Bonç-Bruyeviç’in birebir tanıklığını anlattığı öyküyü de, Toprak Kararnamesi’nin nasıl yazıldığını da bu kitapta bulabilirsiniz. Tarım Kararnamesi’nin yayımlandığı koşullar, Ekim Devrimi’nin ilk günleriydi. Uykusuz bir gecenin ardından Lenin, Kararname’nin hemen açıklanması gerektiğini yoldaşlarına iletirken şu cümleleri kurmuştur:

“Şimdi sıra bunu ilan etmek, yayınlamak ve dağıtımını sağlamakta. Sonra geri almayı bir denesinler bakalım! Olmaz. Neden, dünyada bu kararnameyi köylülerin elinden alıp toprağı eski sahiplerine geri verecek hiçbir güç yoktur. Bu devrimimizin en önemli kazanımlarından biridir. Tarım devrimi bugün uygulanacak ve sağlamlaştırılacak.” (syf. 30).

Sovyet armasının belirlenmesi sırasında, kılıç figürünün çıkarılması konusunda ise yazarın tanıklığında şu cümleleri kuruyor Lenin:

“Sosyalizm tüm ülkelerde zafer kazanacak, hiç kuşku yok. İnsanların kardeşliği ilan edilecek ve bu, dünyanın her yerinde bir gerçeklik haline gelecek. Bizim kılıca ihtiyacımız yok. Bu, bizim amblemimiz değil…” (syf. 33).

İki örnekte de hem devrime hem de tüm dünyadaki sosyalist devrim mücadelelerinin kazanılacağına dair inanç hissedilmektedir.

Valentin Katayev’in Ukrayna’da savaşan Birinci Süvari Ordusu’nda yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazdığı “Uyku” adlı öyküsü gibi sinematografik öğeleri bir hayli yüksek eserler insanı özellikle etkilemekte ve hikâyedeki insanların ideolojik adanmışlıklarını gözler önüne sermektedir. Savaş koşullarının insanlar üzerinde yarattığı tahribat, çocuklara bile sirayet eden mücadele etme isteği, halkın eline ulaşması gereken bir bildiride hatalı basım sonucu yanlış anlaşılma olmaması için gösterilen kolektif çaba (Vsevolod Ivanov – “T Harfi”, syf. 87) gibi anekdotlar, psikolojik gerilim unsurları ve heyecan dozu yüksek anların hafızalarımıza kazınmasını sağlamaktadır. Çehov, Dostoyevski, Puşkin, Gogol gibi çarlık dönemi yazarlarında öncülerini gördüğümüz detaylı doğa ve insan tasvirleri bu kitapta da tüm belirginliğiyle görülürken, bu durum gerçekçi atmosferin sağlanmasında da etkili rol oynamaktadır. Bu yazarların öyküleri ya da romanları okunduktan sonra, bu eserlerdeki kilit anların hafızada taptaze kalmaları kesinlikle çok etkileyici. Bu da öykülerin ne kadar gerçekçi tasvirlerle aktarıldığını ve sinematografik düzeylerinin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Aynı deneyim “Ekim Fırtınası ve Sonrası” kitabı ile de yaşanmakta ve bu sefer insanlığın bu en ileri hamlesinin izleri benliğimizi sarmaktadır.

Yelizaveta Drabkina’nın tanıklığına dayanarak kaleme aldığı “Düşünceye Dalmak” adlı öyküsünde Lenin, 1 Mayıs 1919’da halka hitaben konuşmasında şu cümleleri de söyler:

“… Şimdiye dek çocuklarımızın göreceği şeylerden bir peri masalı gibi söz edildi, ama şimdi, yoldaşlar açıkça gördüğünüz gibi, temelini attığımız sosyalist toplum yapısı bir ütopya değildir. Çocuklarımız bu yapıyı daha da büyük bir gayretle kuracak.” (syf. 276).

Bu yapıyı görenlerden biri de Yazarlar Birliği’nin daveti üzerine Moskova’ya giden Orhan Kemal olmuştur. Orhan Kemal’in 1969 yılındaki Sovyetler Birliği gezisinden dönüşünde SSCB’de daha uzun kalmak isteyip hastalığı nedeniyle kalamayışının nedenini anlatırken, aslında ülkemizdeki insani koşullarla, SSCB’deki koşulları karşılaştırmasının altındaki nedeni anlamak için bu kitabı mutlaka edinmeli ve okumalısınız:

“… Şunu ekliyeyim, yabancı bir yazar olduğum halde, benim bile hastalığımla yakından ilgilendiler. En aşağı üç, hattâ beş, altı ay orada kalmamı, tedavi sonra da nekahet devrimi orada geçirmemi ısrarla istediler. Bir yandan fazla kalamadım. Çünkü ancak bu kadarcık bir zaman için İstanbul’dan ayrılmıştım. Okullar açılacaktı, çocukların çeşitli okul ihtiyaçları, yaklaşan kış için odun, kömür temini…”[1]

İnsanların okul ihtiyaçları, kış için odun ya da kömür temini gibi dertlerinin olmadığı bir ülke olan Sovyetler Birliği artık yok… Ama Ekim Devrimi 100. yıldönümünde büyük bir coşku ile hatırlanıyor ve dünyadaki tüm ezilen halklara esin kaynağı olmaya devam ediyor. SSCB’nin olmadığı bir dünyada savaşlar, açlıklar, intiharlar, iş cinayetleri eksik olmuyor ve gittikçe artıyor. Yani sosyalizm yenilirken bile ders veriyor. Bu kitabı okurken belki devrime gönülden bağlı çocuk Mişa da, ya da komuta ettiği alayın uyuması için nöbet tutan generalde bulacaksınız kendinizi ve diyeceksiniz ki örgütlü bir toplum asla boyun eğmez; bir gün yenilse bile güneşli günler için umudunu kaybetmez.

21.11.2017 tarihinde soL Portal’da yayınlanmıştır

Burjuvazinin Alacakaranlığı, İşçi Sınıfının Şafağı

23 Kasım 2017

Fidel ve Kennedy

23 Kasım 2017