Bir Kaçak Kölenin Biyografisi

 

Gerçeğin tohumu düştür, toprağı ise; umut, inat ve emek. Önce düşleriz ve onu gerçekleştiririz, sonra kazandığımız özgüvenle yeni düşler kurarız. Düş ile gerçeğin diyalektiğidir bu. Bunu romanımızın kahramanı Estaban Montejo’nun cümleleriyle söyleyelim: “Şeyler öyle çıkmazlar, hiçlikten, hayal eden biri onu bir şey gördüğünden yapar. Bir defasında kocaman bir ağacın hayalini kurdum ve düşünmeye koyuldum, barakamın kapısı önündeki bir kapok ağacı önünde oturuyordum.” (sayfa 208). “Bir Kaçak Kölenin Biyografisi”, büyük düşler gören ve gördüğü düşleri gerçekleştirmek için bir ömür mücadele eden köle Estababan Montejo’nun büyülü yaşam öyküsüdür.

“Bir Kaçak Kölenin Biyografisi” çağdaş Küba edebiyatının en önemli yazarları arasında yer alan Miguel Barnet’in etnografi ile şiiri, tanıklık ile romanı, hayat hikâyesi ile eski zaman masallarını birleştiren büyülü kitabının adıdır. Küba edebiyatının en önemli eserleri arasında yer alan bu kitap 1966 yılında yayınlanır; onlarca dilde, yetmişe yakın baskısı yapılır. 1940 doğumlu olan Barnet halen Küba Yazarlar ve Sanatçılar Birliği’nin başkanı, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi, Ulusal Meclis’te milletvekili ve Küba Devlet Konseyi üyesidir.

Barnet’in; Rachel’in Şarkısı, Galiçyalı, Gerçek Hayat, Koruyucu Melek adlı romanları; Değerli Taş ve Tavus kuşu, Kutsal Aile, Gece Mektubu, Hayatımın Gelip Geçtiğini İzlerken, Kedi Patileriyle, Sonun Tutanakları, Bitmeyen Güzergâh, Ateş Çemberinden Kurtulan, Kum Saati adlı şiir kitapları ve Küba Otografileri, Hayattaki Kaynak, Afroküba Kültleri, Akeké ve Ağaç Sıçanı adlı deneme, günlük ve masalları var.

Miguel Barnet, 1963 yılında okuduğu bir gazete haberinde, o dönemde 103 yaşında olan köle Estaban Montejo’nun varlığından haberdar olur; onu Gaziler Evi’nde bulur. Güvenini kazanır; sorar, konuşturur; notlar alır ve sesini kaydeder. Estaban’ın hayatı hakkında bir resim oluşunca, anlatılardan en çarpıcı olanlarını seçer. Onları yine Estaban’ın ağzından, doğallığını bozmadan ve ona özgü söz dizimiyle, duygu geçişlerini de yansıtmaya özen göstererek yazar.

Miguel Barnet’in (yoksa Estaban Montejo’nun mu demeliyim) gerçekten şiirsel bir dili var. Barnet şiirin büyüsüyle dilin olanaklarını genişletiyor; dil ile anlatılamayanı duyumsatıyor. Üstelik bu şiir, çeviriden geriye kalandır. Keşke kendi dilinden okuyabilseydik Barnet’i.

Estaban Montejo kölelik yıllarını şeker kamışı plantasyonlarında ve şeker üretiminin yapıldığı değirmenlerde geçirir. Bir ara kaçar ve on yıl dağlarda bir kaçak köle olarak yalnız yaşar. Köleliğin kaldırılmasıyla (1886), yine şeker kamışı plantosyanlarında çalışmaya başlar. O her türlü boyun eğmeye karşı, kültürel ve etik direnişin bir sembolüdür. Onun devrimci ruhu yüzünde, tavırlarında ve davranışlarında balkır. Önce kaçak köle sonra özgürlük savaşçısı ardından Sosyalist Halk Partisi üyesi… Küba Devrimi ile özdeşleşmiş bir ulu çınardır o. Doğruyu sezgileri ve gözlem gücüyle bulur; el yordamıyla ilerler. Gönüllü olarak katıldığı 1895-98 Jose Marti liderliğindeki ikinci bağımsızlık savaşı için şunları söyler: “Savaş gerekliydi. Onca vergi ve ayrıcalığın İspanyolların eline düşmesi adil değildi. Kadınların çalışmak için İspanyolların kızları olmaya zorlanmaları adil değildi. Hiçbiri adil değildi. Siyah bir avukat göremezdin, çünkü siyahlar dağdan başka bir işe yaramaz derlerdi. Siyah bir öğretmen görülmezdi. Hepsi beyaz İspanyollar içindi. Beyaz kreoller de bir kenara itilmişti. Ben bunu gördüm.” (sayfa 118).

Platt Anlaşması (1902) ile ABD’nin Küba’nın vesayetini üstlenerek iç işlerine karışma hakkına sahip olmasından da son derece rahatsızdır: ”Doğruyu söylemek gerekirse ben İspanyol’u Amerikalıya yeğlerim, ama kendi topraklarında. Şimdi Amerikalıyı kendi toprağında bile istemiyorum” (sayfa 147). Gördüklerini öfkeyle ve yoğun bir kahırla anlatır:  “Ne alçaktılar… Annelerine saygıları yoktu sanırım. Evlere gelir ve güzel bir kadını camda veya kapıda gördüklerinde ona, ‘ Foky, foky Margarita’ derlerdi ve içeri girerlerdi” (sayfa 148).

Amerikalılara duyduğu öfkenin daha fazlasını onların işbirlikçilerine karşı da duyar: “Amerikalılar Küba’ya tatlı dil ile tutundular. Tüm kabahati onlarda bulmamak gerektiği doğrudur. Esas suçlular onlara itaat eden Kübalılardı” (sayfa 148).

Barnet, romanını “kurgusal olmayan roman” olarak adlandırıyor. Alejo Carpentier, romanın Küba edebiyatında benzeri olmayan bir vaka olduğunu belirtirken, Graham Greene “Daha önce buna benzer bir kitap olmamıştı ve bundan sonra da olacağına ihtimal vermiyorum” diyor.

220 sayfalık bu kitabın ilk 150 sayfası Estaban Montejo’nun anılarından oluşuyor. Bu bölüm; Kölelik, İlk Anılar, Barakalardaki Hayat, Dağda Hayat, Köleliğin Kaldırılması, Savaş Boyunca Yaşam gibi alt başlıklarla verilmiş. Hemen ardından 38 sözcükten oluşan Terimler Sözlüğü yer alıyor. Daha sonra kitabın yazılış serüveni ile ilk tepkileri anlatan bölüm ve kitap hakkındaki eleştirilerin yer aldığı bölüm var. Kitabın son bölümünde bir yazın türü olarak “kurgusal olmayan roman” tanımlanıyor.

Kitabı Mehmet Onur Çuvalcı İspanyolcadan çevirmiş. Miguel Barnet’in veciz ve şiirsel dilini, büyüsünü fazlaca bozmadan çevirebilmenin zorluğunu takdir edersiniz. Mehmet Onur Çuvalcı bu zor görevin üstesinden gelmiş gözüküyor.

23.09.2017 tarihinde soL Portal’da yayınlanmıştır

 

Futbola Soldan Bakmak

23 Eylül 2017

Modern Küba Edebiyatı Türkçe'de

23 Eylül 2017