’12 Eylül Ankara’da pişirildi, eylemli desteği Almanya’dan aldı’

38 yıl önce Türkiye’de gerçekleştirilen askeri faşist darbenin dışarıdaki asıl sahibinin, Federal Almanya’nın başkenti Bonn’daki sosyal demokrat ağırlıklı hükümette aranması gerektiği ileri sürüldü.

Osman Çutsay ile son kitabı “12 Eylül – Bir Alman Pastası” üzerine ABC için söyleştik:

Gazeteci-yazar Osman Çutsay, yeni kitabında dünden bugüne Türkiye’deki gericiliğin arkasında “Avrupalı ilericilerin” de bulunduğunu, bu geleneğin AKP döneminde devam ettiğini iddia ediyor. Çutsay, yeni kitabı ve 12 Eylül’ün bugüne etkisinde Almanya’nın rolüyle ilgili sorularımızı ABC için yanıtladı.

“ALMAN SOSYAL DEMOKRATLAR DA, YEŞİLLER DE, ÇAKMA SOSYALİSTLER DE TÜRKİYE’DEKİ GERİCİLİĞE DESTEK VERDİ”

– Yeni yayımlanan kitabınız “12 Eylül – Bir Alman Pastası” başlıklı kitabınızda 38 yıl önceki askeri darbenin mutlaka daha yeni bir bakışla irdelenmesi gerektiğini ileri sürüyorsunuz.  Işığın ABD’den ve CIA’den çok, dönemin Bonn Cumhuriyeti’ne tutulmasını öneriyorsunuz.  Jimmy Carter yönetiminin “Bizim çocuklar yaptı” itirafını inkâr mı ediyorsunuz?

OSMAN ÇUTSAY – Hayır, ABD elbette vardı. Ben sadece 12 Eylül’ün Türkiye’yi uçuruma iten son iki büyük darbenin ilki olarak, öncelikle Ankara’da pişirildiğini, ama dışarıdan asıl eylemli desteği sosyal demokrat Helmut Schmidt hükümetinden aldığını ileri sürüyorum. Bunun için gizli belgeler falan gerekmiyor. Dönemin gazeteleri bile çok açık sözlüydü. Her şey ortada yani. 1970’lerin sonu itibariyle Türkiye’nin dünya sistemi içinde ilk sorumlusu Bonn’du, şimdilerde Berlin. Her türlü gericilik, kimileri için üzücü olabilir ama, Alman sosyal demokratlarından ve “yeşillerinden”, hatta “çakma” sosyalistlerinden destek aldı. Bu çizginin 12 Eylül’de kalınlaştırıldığını, 3 Kasım 2002’den sonra da iyice yerleştiğini görüyoruz. Daha geçen gün Federal Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ilişkileri düzeltmek üzere Türkiye’deydi. İki ülke cumhurbaşkanları da yakında Berlin’de bir araya gelecek. Demek ki, bir gelenek sürüyor.

– 12 Eylül faşist darbesinin perde arkasında ABD’den çok Almanya’nın bulunduğunu ileri sürüyorsunuz. Neden?

OSMAN ÇUTSAY – Farkımızı ortaya koyan bir hatırlatma yapmak isterim. Biz özgürlük ve eşitlik yolunda düşen, üstelik çocukluktan çıkar çıkmaz düşen kardeşlerimizi hiç unutmayız. Kitabı aynı dönemde SBF’de öğrenci olduğumuz, içimizden koparılan kardeşlerimize ithaf ettim: Hakan Yurdakuler, Ali Fuat Okan, Hakan Şenyuva, Şevki Kobal, İsmail Gökhan Edge, Bahri Gürpınar ve Adil Olcay. Bunun, bu duyarlılığın bize bir sorumluluk, geri adım atmama inadı yüklediğini biliyorum. Bilerek yapıyoruz artık. Işığı ülkemizi yerle bir eden gerici dalganın gerçek sahiplerinin üzerine tutmak zorundayız.

Gazeteci-yazar Osman Çutsay

“TÜRKİYE KENDİ İŞİNİ KENDİ GÖRMELİ”

12 Eylül 1980 ve 3 Kasım 2002’yi iki birbirini tamamlayan iki gerici darbe olduğunu, daha çok da Bonn-Berlin’den destek aldığını ileri sürüyorum. ABD dünya emperyalist sisteminin önündeydi, elbette bu girişimde parmağı vardı. Fakat gücü yetmiyordu. Batı Almanya, Türk gericiliğinin tarihinde açıkça ifade edilmeyen bir enerji deposu gibidir. Kitap biraz da bu enerjiyi çözümlemeye çalışıyoru. “Batı”dan demokrasi, özgürlük beklemenin dayanılmaz bayağılıklarına da bir son vermeyi, en azından bu yolda bir katkıda bulunmayı hedefliyor…

Açık olsun: Türkiye’nin damarları 1980 itibariyle ABD’den çok Almanya’dan besleniyordu. Bu, bugün daha fazladır. Böyle bir sahnede özgürlük ve eşitlik falan aramamalı kimse. Sermayeden özgürlük ve eşitlik gelmez. Alman sermaye sınıfı ve siyaset sınıfının kendi çıkarları var, onun peşinde koşarlar. Tek varlığı emek gücü olan milyonlarca yoksulun Türkiye’sini Alman sermayesi neden kurtarsın? “Batı” sermayesi ve demokrasisi kendi kârını maksimize etmek zorundadır. Türkiye gibi ülkelerin, aydınlarının ve eşitlikçilerinin kendi işlerini kendileri görmesi gerekir. Söylediğim, o. Batı Almanya’nın Türkiye’deki gölgesini analiz etmek zorundayız.

HELMUT SCHMİDT HÜKÜMETİ’NİN KANATLARI

– Alman sosyal demokratlarının da Türkiye’deki askeri bir faşist darbeyi desteklediğini iddia etmek, abartılı bir yaklaşım olmuyor mu?

OSMAN ÇUTSAY – Maalesef durum böyle. SPD veya Yeşiller, Alman sivil toplum şampiyonları, her türden demokrat, bizim “Felaketin farkında mısınız? ” diye toplumu silkelemeye çalıştığımız ve başından beri karşı olduğumuz bir gerici iktidarı selamladılar. Gezi İsyanı’na kadar bu destek o kadar açıktı ki. Şimdi herkes “kandırıldık” bahanesine sarılıyor Avrupa’da da. Federal Almanya, 12 Eylül’ün dayandığı programı çok sevmişti. 1980’deki darbenin ekonomik altyapısının işlemesi ve siyasi çerçevesinin oluşturulması, Bonn’daki Helmut Schmidt hükümetinin koruyucu kanatları altında gerçekleşti. Kitap, bunun nedenlerini ve sonuçlarını irdelemeye çalışıyor.

“AKP, GIDASINI ALMANYA’DAN ALDI”

– Alman sosyal demokratların askeri bir faşist darbeye omuz verdiğini iddia ediyorsunuz. Bu bir risk değil mi? Zaten zor koşullarda yaşıyorsunuz, işiniz, gazeteciliğiniz böylece daha da zora girmeyecek mi?

OSMAN ÇUTSAY – Girecek. Koşullarım daha da ağırlaşacak. Ama biz doğru bildiğini söylemek zorunda olan insanlar kuşağındanız. Araştırırız, sorarız, bulgularımızı ve sonuçlarını topluma aktarırız. Yeni kuşakların alternatifsiz bırakılmaması gerekir. Bulduklarımızı, bildiklerimizi test edilmesi için de genç kuşakların önüne koyacağız. Böyle bakınca, Alman sosyal demokrat elitlerinin Türkiye’deki faşist darbeye destek verdiğini, hatta Evren-Özal Türkiye’sinin kurgulanmasına doğrudan katkıda bulunduğunu da ilan etmek zorundayız.

Bonn’daki siyaset sınıfı bunu yapmaya mecburdu. Türkiye ve  Batı Almanya’nın, Soğuk Savaş yıllarındaki bu iki antikomünist cephe ülkesinin başka şansları da yoktu. Yapılanı “mazur” göstermiş olmuyorum, sahneyi tanımlamaya çalışıyorum. Türkiye’deki gericiliklere Alman katkısı hep büyük oldu. Milli Görüş ve İslamcı gruplar, cumhuriyeti adeta kazıyan şu İslamcı AKP iktidarı, maddi ve manevi olarak Federal Almanya’dan beslendiler. Almanya’daki Türkiye kökenli emekçiler arasında 12 Eylül rejimi İslamcılığı yaymak için çok çalıştı. Bu konudaki en iyi çalışmalarda Orhan Gökdemir imzası da vardır. Bonn, liberal hoşgörü etiketi altında İslamcı çizgilere hep destek verdi. İslamcı gericiliğe kapıları açtı. Bunu demokrasi sanıyorlardı ve sosyalizm tehlikesini bu sayede engelleyebileceklerinin farkındaydılar. Aydınlanmacı Türkiye, sadece Washington’u değil, Bonn’u da çok rahatsız ediyordu. Alman tekellerinin çıkarları  tehdit altındaydı. Türkiye’yi değil, aslında kendi çıkarlarını korumaya çalışıyorlardı. 12 Eylül hükümetlerine desteklerini, kamuoyu önünde demokrasi çağrılarını yineleyerek, işkence suçlamalarını ayyuka çıkararak verdiler.

Federal Almanya, Türkiye ekonomisinin sahibi konumundaydı. Bugün daha fazla böyledir. Bu ülke ciddi olsa, Türkiye’deki faşist bir askeri darbeyi yerle bir edecek silahlarını hemen kullanıma sokardı. Yapmadılar. Yapmazlar. Sermaye için önemli olan kâr düzeninin sürmesidir. Yönetimde kimlerin olduğu son tahlilde önemli değildir. Ama emekten ve aydınlanmadan yana insanların bu tür üçkağıtlara onay vermemeleri gerekir.

– Türkiye’nin on yıllardır Almanya’nın bir tür “ekonomik protektoratı” olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu kadar mı vahimdi ilişkiler?

OSMAN ÇUTSAY – Evet, 1980’de böyleydi. Bugün durum çok daha vahim. Açık bilgileri derlemek bile bu tabloyu kurgulamaya yetiyor. Alman ekonomisi, 1960’lardan itibaren Türkiye’deki reel ekonominin ana sürükleyici unsurudur. Dış ticaret rakamlarına ve teknoloji alışverişine şöyle bir bir göz atmak bile yeterli. Bugün de belirleyici dış odak, büyüyen Almanya’dır. Aslında “Almanya Avrupası” da diyebiliriz. Bonn, 24 Ocak Kararlarını ve Turgut Özal’ı çok sevdi. Kitapta dönemin Alman Maliye Bakanı Hans Matthöfer’le, darbenin 20’nci yılında yaptığım uzunca bir söyleşinin dökümü de yer alıyor. Açıkça söylüyorlar her şeyi. Dönemin Bonn Büyekelçisi Vahit Halefoğlu da, Bonn’un askeri darbeyi istediğini ve desteklediğini söylemişti. Kitapta onunla da uzun bir söyleşi yer alıyor. Bonn Cumhuriyeti, işkence haberleri dışında, Türkiye’deki faşist rejime hiç itiraz etmedi. Edemezdi. Dolayısıyla, 12 Eylül’ün tamamlayıcı darbesi olan 3 Kasım 2002 sonrasındaki AKP iktidarları da Almanya’dan büyük destek alırken, bir tutarlılık yaşanıyordu. Ekonomik “hami”, siyaseten cüce kalamaz.

“İLHAN SELÇUK’UN ÖNGÖRÜSÜ DOĞRU ÇIKTI”

– Başka bir bakış mı öneriyorsunuz?

OSMAN ÇUTSAY – 12 Eylül’ü, 3 Kasım 2002’de sandıktan çıkıp Türkiye’deki cumhuriyetçi kazanımları adeta kazıyan AKP gericiliği tamamladı. Hâlâ kendi dinci rejimlerini yerleştirmeye çalışıyorlar, ama maya bir türlü tutmuyor. Türkiye’deki aydınlanmacı damar, nihai darbenin indirilmesini geciktiriyor. Bu kazıma eyleminde, ABD’den çok, bize yakınlığı ve reel ekonomideki ezici rolü nedeniyle Almanya birinci derecede rol aldı. İlhan Selçuk’un öngörüsü doğru çıktı. Artık felaketin içindeyiz ve bu felaketin ilk büyük ve etkili destekçileri Avrupalı veya Alman “demokratlar” idi. Kitap, bunu tartışmaya açıyor.

– “12 Eylül – Bir Alman Pastası” adlı kitabınıza göre Avrupalı şimdi de pastayı yemeğe hazırlanıyor…

OSMAN ÇUTSAY – Evet, pasta hazır, ama halk için acı sonuçları olacak bunun. 12 Eylül 1980 ve 3 Kasım 2002 darbelerinin birbirini tamamladığını, cumhuriyet rejimini resmen kazıdıklarını ileri sürüyorum. AKP kazıdığı cumhuriyet rejiminin yerine İslamcı bir rejim oturtmaya çalıştı, kendi rejimini bir türlü kabul ettiremiyor. Türkiye ve Türkler, bizdeki Kürtler çok farklıdır. AKP’nin başı korkunç bir krizle dertte şu sıralarda. Yani iki darbeyle, Bonn-Berlin ile el ele ensemizde pişirdikleri pastanın hayrını görmeleri çok zor. göremiyorlar. Avrupa’da faşizmin yakın akrabası bir “illiberal demokrasi” yayılıyor. Bence Türkiye solu AB tipi bir emperyalist oluşumdan nemalanma hayallerini kısa birn süre sonra tamamen bırakacak. Zaten çakma sol dışındakiler bırakalı çok oldu ve bunların etkisi yayılıyor. Çakma sol, liberal gerici sürü, liberal sol, adına her nederseniz deyin, yolunda yürüyebilir.

Osman Çutsay hakkında

1958 İstanbul doğumlu. İstanbul Fenerbahçe Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinin İktisat ve Maliye Bölümünden mezun oldu. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi ile Frankfurt Üniversitesi’nde siyaset bilimi okudu. Yazıya Sosyalist İktidar ve Edebiyat Cephesi dergilerinde başladı. 1993’teki Entellektüel Şiddetin Eşiğinde kitabı sonrasında Gölge Oyunu Biterken, Sosyalizmin Panzehiri Demokrasi, ‘Şerefsiz Osmanlı’ya Dönüş, Öfke adlı kitapları yazdı. Birçok dergi ve seçki yayımladı. Çeşitli gazetelerde çalıştı. Uzun yıllar Avrupa’da haftalık çıkan Cumhuriyet Hafta gazetesini yönetti. Halen soL Yayın Grubu bünyesinde ve çeşitli yayın organlarında gazeteciliğini sürdürüyor, kitap yazıyor. Osman Çutsay 1990’dan bu yana Federal Almanya’nın Frankfurt kentinde çalışmalarına devam ediyor.

Bu söyleşi 17.09.2018 tarihinde ABC Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Alman pastasına Osman bombası

25 Eylül 2018

Eski dostluğun tazelenmesi mi?

25 Eylül 2018