Grover Furr ile Stalin ve Trostkiy üzerine sohbet ettik...

Geçtiğimiz aylarda Yazılama Yayınevi’nden “Stalin ve Demokrasi - Trotskiy ve Naziler” adlı bir kitap yayımlandı. Stalin dönemine dair “ana akım” tezlerin tamamını yalan ve çarpıtma olarak gören kitabın yazarı, daha önce “Hruşçov’un Yalanları” adlı kitabı dilimizde yayımlanan Grover Furr. Grover Furr ABD’li bir akademisyen ve Sovyet dönemine ilişkin Batı’daki alışıldık yaklaşıma aykırı tezleriyle biliniyor. Furr ile, kitapları, Sovyet tarihine ve Stalin’e bakışına ilişkin bir görüşme yaptık.

Sovyet tarihinin özel olarak Stalin dönemi üzerine yaptığınız kapsamlı araştırmalarınızla biliniyorsunuz. Türkiyeli okur için soruyorum; neden Sovyet tarihinin bu dönemine odaklanmayı tercih ettiniz?

Öncelikli uzmanlık alanım Ortaçağ çalışmalarıdır.Sovyetler Birliği’nin Stalin dönemine dair araştırmalar konusunda beni “kalifiye” kılacak herhangi bir resmi sertifikam bulunmuyor.
Fakat bir Ortaçağ uzmanı olarak derinlemesine tarih araştırmaları yapabilmek açısından bir birikime sahibim: İngilizce dışındaki birincil kaynakları kullanmak, “kabullenilmiş bilgiye” veya “kabullenilmiş görüşlere” asla bel bağlamamak, “genel kabul gören otoritelerin” görüşlerine güvenmemek, kendi bakış açıma göre her şeyin üstünden bir kere daha geçmek gibi...
1965-69 yılları arasında üniversitede okuyordum ve ABD’nin Vietnam Savaşı’na karşı çıktım. O sırada birisi bana Vietnamlı komünistlerin “iyi insanlar” olamayacaklarını çünkü hepsinin “Stalinist” olduğunu ve “Stalin’in milyonlarca masum insanı öldürdüğünü” anlatmıştı.
Bu sözleri hiç unutmadım. 1970’lerde Robert Conquest’in The Great Terror (Büyük Terör) adlı kitabının ilk baskısını da muhtemelen bu nedenle okudum. Okuduklarım beni sarsmıştı.
Şunu da eklemeliyim ki, liseden itibaren Rus Edebiyatı öğrendiğim için Rusça da okuyabiliyordum. Bu yüzden, Conquest’in kitabına çok sıkı çalıştım. O kitaba kimse benim kadar çalışmamıştır.
Conquest’in kaynakları kullanırken dürüst bir tavır izlemediğini keşfettim. Kitaptaki dipnotlar, Stalin karşıtı tezlerini desteklemiyordu. Güvenilirliklerine bakmadan, Stalin’e düşman ne kadar kaynak varsa kullanmıştı.
Şunu fark ettim; yalnızca Sovyet tarihini değil belki de 20. yüzyıl dünya tarihini de anlayabilmek için, Sovyetler Birliği’nde “Stalin dönemi” diye adlandırılan dönem oldukça önemlidir.

Kitap için yazdığınız önsözde, "Sovyetler Birliği tarihinin tamamen yeniden yazılması gerekmektedir" diyorsunuz. Sizce bu, neden gerekli?

Sovyet tarihinin yeniden yazılmasını talep eden ve bunun yapılması için izni veren, eski Sovyet arşivlerindeki belgelerdir.
Hruşçov ve özellikle de Gorbaçov’un Sovyet tarihini çarpıtmaya dönük tüm o girişimlerine rağmen erken dönem kimi araştırmacılar çelişkilerle karşılaştılar. 1980’lerde az sayıda araştırmacı için, Sovyet tarihine dair “ana akım” tarih paradigmasının birkaç açıdan yanlış olduğu açıktı.
1991’den sonra eski Sovyet arşivlerinden pek çok belge yayımlandı. Aynı şey 1999’dan sonra da oldu.
Bu belgeler şunu açıkça ortaya koydu ki, -benim Sovyet tarihinin “Trotskiy-Hruşçov-Soğuk Savaş-Gorbaçov” paradigması adını verdiğim- ana akım tezler gerçeklerin çarpıtılmasından ibarettir.
Bu, sanırım, büyük bir ülkenin tarihinin tarihçiler tarafından kökten ve kasıtlı olarak çarpıtıldığı yegane örnektir. Bütün tarihi olay ve konular, bu nedenle, yeniden incelenmelidir. Bir tek şundan emin olabiliriz; Sovyet tarihi ile ilgili öğrendiğimiz hiçbir şey doğru değildir.
Bu olgunun dünya tarihi açısından etkileri göz ardı edilemez. 20. yüzyıl dünya tarihinde Sovyetler Birliği’nin çok önemli bir yeri vardır.

Sizinle yapılan bir söyleşide, “Antistalinizm, antikomünizmin bir biçimidir; Antistalinist uydurmaların üç ana kaynağı ya da akımı var: Leon Trotskiy, Nikita Hruşçov ve Mihail Gorbaçov” diyorsunuz. Bu kişiler arasındaki sürekliliği nasıl tanımlarsınız?

Trotskiy ile Stalin’in teorik ve siyasi anlaşmazlıkları vardı. Ama Trotskiy’in Sovyetlerle ilgili sistematik yalanlarına, Bolşevik Parti’nin Leningrad örgütü birinci sekreteri Sergey Kirov’un 1 Aralık 1934te öldürülmesinden sonra başladığını düşünüyorum.
Trotskiy’in Zinovyev ve Kamenev ve Sovyetler Birliği’ndeki kendi yandaşlarıyla temaslarını inkar ettiğini artık biliyoruz. Ve bir kere inkara başlayınca Sovyet müfettişlerinin tespit ettiği şeyler hakkında da yalan söylemeniz gerekir. Bu da şu anlama geliyor; Trotskiy, Stalin’i yalan söylemekle itham etmek zorundaydı –eğer Trotskiy doğru söylüyor olsaydı, o zaman da Stalin ve Sovyet müfettişlerinin yalan söylediğini tespit etmek durumunda olacaktık.
Bu nedenle Trotskiy, hayatının geri kalan bölümünü SSCB’de yaşananlara dair yalanlar türetmekle geçirdi. Bunların yalan olduğunu kendisi de biliyordu elbette ama yandaşları bilmiyordu. Onlar Trotskiy’in doğruları söylediğini düşünüyorlardı, hâlâ da öyle düşünüyorlar.
Hruşçov’un Stalin dönemini neden tümden çarpıtmaya karar verdiğini bilmiyoruz. Fakat bazı çarpıtmalarını Trotskiy’den ödünç aldığı açık... Bu meseleye “Khrushchev Lied” (Hruşçov’un Yalanları) adlı kitabımda kısaca değindim.
Hruşçov, Stalin dönemi ile ilgili Trotskiy’inkine çok benzer bir tablo çizmeye başlayınca pek çok kişi Trotskiy’in haklı olduğunu düşünmeye başladı çünkü Trotskiy ve yandaşları ne söylüyorsa Hruşçev de aynılarını söylüyordu.
Gorbaçov ise Hruşçov dönemindeki tüm çarpıtmaları kullandığı gibi, üstlerine yenilerini de ekledi. Hruşçov’u “perdeyi kaldıran”, “gerçekleri ortaya çıkarma” işlemini başlatan, “Stalinizmin suçlarını ortaya seren” kişi olarak savunuyordu. Yani, Hruşçov, Trotskiy’in çarpıtmalarından etkilendi ve Gorbaçov da Hruşçov’un yalanlarının üzerine yeni bir söylem inşa etti.
Bugün açıkça kapitalizm yanlısı antikomünistlerin Trotskiy’e saygı hatta hayranlık duymalarının nedenlerinden biri de budur. Bu sayede, antikomünist tezlerine nesnellik süsü katabilirler: “Görüyor musunuz? Antikomünist önyargılarla hareket etmiyoruz. Komünistliği ayan beyan ortada olan Trotskiy’e saygı duyuyoruz!”

"Moskova Duruşmaları"nda ve "Tuhaçevskiy Olayı"nda Stalin ve dönemi hakkında bilinen her şeyi hemen hemen altüst ediyorsunuz. Stalin (ya da Sovyetler) tartışmasının güncel olarak önemi nedir sizce?

Bu olaylara dair bulgular, davalardaki sanıkların nasıl ifade vermek istiyorlarsa, öyle ifade verdiklerini kanıtlıyor. Sanıklar ne savcılık, ne NKVD (İçişleri Halk Komiserliği) ne de Stalin tarafından, işlemedikleri suçları veya masum insanlara karşı yaptıkları şeyleri üstlenmeye zorlandılar.
Bu, her zaman doğruları söyledikleri anlamına da gelmiyor. Bazılarının böyle yapmadığını biliyoruz. Ancak, mahkeme onları zorladığı için değil, onlar mahkemeyi kandırmak istediklerinde yalan söylediler.
Hem Sovyetlerden hem de SSCB’nin dışından elde ettiğimiz kaynaklar sayesinde bugün pek çok bulguya sahibiz. Fakat ne yazık ki pek çok kişi gerçeği inkar etmeyi tercih ediyor.

Günümüzde Soğuk Savaş tarihçiliğinin, Troçkist ve antisovyetik değerler dizgesinin hâlâ moda olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Ruslara ve eski Sovyet ülkelerinde yaşayanlara, kendi tarihleri hakkında yapılan bu muazzam çarpıtmanın ne anlama geleceğini anlatacak kişi ben olmamalıyım. Bana göre, en azından Stalin ve Lenin dönemlerinde Sovyet tarihi dünyayı sarsan başarılara sahiptir. Öte yandan, sonraki yıkımın tohumları da bu dönemlerde atılmıştır.

<